BU BLOGTAN KAYNAK BELİRTMEDEN COPY PASTE YAPAN GÖTTÜR!!!

Tuesday, November 10, 2009

blogum 120 izleyiciye ulaşmış..
efendim herkes 100'e ulaşınca hediye veriyormus.
ayrıca zaten benım blogum 3 yılını doldurdu! tü tü tüüüüww meeaaiişallah diorum! nazar değmesin!

nese, bugunlerde düşünüorum. bi hediye vercem sizlerden birine sanırım.
yılbaşına denk getirip bi taşla iki kuş şeysine d getirebilirim, bana belli olmaz:) önce hediyeyi belirlemem lazım ama. öle bişi olmalı ki hepinizin hoşuna gitmeli, ilginizi çekmeli ve işinize yaramalı..

'sizce ne olsun, anket yapıorum! ' gibi gerzekçe bi söylemde bulunursam 'yat, kat, araba, ipod' falan gibi zottirik cevaplar geleceğini tahmin ediorum, hiç bulaşmıorum öle şeylere:) en azından o kadar kafam çalışıor:)
çekiliş yapıcam, bi yazı yazcam ona yorum bırakanlar arasında yapmıs oldugum çekilişle kazananı belirlicem. walla da billa da torpil veyahut çakallık yapmıcam! :) ama dediğim gibi önce hediyeyi belirlemek lazım.
tusdatanın denemesi var ayın 19unda yanılmıorsam. o zamana kadar ders calısıor olcam, bununla ugrasamam yanı. ama o gunden sonra benı takıp edın anacım!

Sunday, November 08, 2009




bi deniz kenarına oturmuş gibiyim.. esen soğuk rüzgarla suyun minicik miniminnacık zerreleri yüzüme vuruyor.. yanaklarım üşüyor, hissediyorum.. dalgalar hırçın, hemen sonra durgun.. ruhum gibi.. izliyorum.. bir şişe içinde bırakılmış denize, alıcısı olduğum mektubu bekliyorum..

foto kursu

bugün foto kursunun son günüydü, güzeldi. bazen kafam karıştı, sonra insanların neler yapabildiğine bakıp hayran oldum.. kurs hakkında hiç yazmadım di mi? ama güzeldi.

PS: Tarık okuosan bunları o yaşta o kadar asabiyet ii diil yavrum, erken MI Allah muhafaza;)
PS2: zaman bazı şeyleri hiç değiştirmiyor lan! wala!

Thursday, November 05, 2009

kendimden tiksindim.. hatta tissskindim!

bir Canan aşk macerasına daha hoş geldiniz, hoş geldiniz.. işte açıklıyorum, ben tiskinç, böle rezil bi insanım..
lise yılları. bi çocuk var. (erkekler d sinir oluolarmış kızların kendilerinden 'çocuk' die bahsetmelerine) hernese. bi çocuk var, bizim yan sınıfta. adı Murat..

aslında şöle, benim ilk etkilendiğim, böle hani gerçek anlamda ilk beğendiğim bebeye inadına yazmaya başladığım Murat bebesine bi süre sonra kaptırıyorum. tanımıyorum, sesini bile bilmiyorum. üstelik çocuk hafif.. nasıl desem, kaba. amaan, kibarlık bi yana ayı bi çocuk. bizim sınıflar yanyana, bunların sınıfı bütün lisenin en şamata, en gürültücü sınıfı. bizim manyak sınıf bile görece efendi kalıyor onların yanında o derece. sınıflarının tam karşısında da erkekler tuvaleti var. nese bu benim hoşlandığım (ıyk) Murat tuvalete girer, fermuarını dışarda kapatır, burnunu ve bilimum uzvunu(!) karıştırır.. öle kendiyle iç içe(!) bi çocuk!! ıyyy, yazarken iğrendim yeminle.. ama çok güzel bi yüzü var, böle jhonny gibi ya da leonardo gibi.. ikisini topla ikiye böl.. bebek suratlı ama keskin hatları olan, etrafa sürekli sayko sert bakışları atan bi çocuk. bu çocuk da kendi sınıflarının en tatlı, en bıcır kızına aşık. kızın adı da Merve. Merveyi d tanıorum ben, konuşuoruz falan. gayet sevimli bi kız. hayır normal insanlar yazdıkları çocuğun aşık olduğu kızlardan nefret ederler. bende bi patoloji, bu tip kızlara bi sempati besliyorum. ünide de oldu bu, hay yarabbim! ay hernese, bu benimki (liseli salak aşık kız ağzını yakaladım dikkat ettiysen!?) aynı zamanda grafiti falan yapıo, bboy edası, ama biraz da kırık, sessiz bi yanı var.. aşık ama reddedilmiş falan.. aaa, yazzıııkkk.. ben iileştiririm onu, şefkat gösteririm.. ?!?.. salak kız mantığı.. haha:) bu içgüdüyü atan kız mutlu olur, ben o kadar söylüorum!!

ay nese. ilerleyen zamanlarda bunun sınıfından da yakın bi arkadaşım var, kız da bilio tabi. bi şekilde tanıştırcak bizi falan ama ben acaip heycanlıyım. acemilik yıllarım tabi:P ay geyik bi yana her teşebbüste ben tırsıp ortadan kayboluorum.. (hiç bana göre hareketler diil bebişim) (kendi ellerimle dağıttığım karizmayı toplama çabası) ya hernese bi türlü tanışamıoruz.. nese en sonunda telefon numarasını veriolar bana çocuğun.. en son bi gün cesaretimi topliip mesaj atıorum! (işte kro yüzümle d tanışın..) nese o da cvp verio. tabi kimliğimi açıklamadan bi süre msjlaştıktan sonra çocuk bana 'asl?' dio.. benim cevap basit?! 'o ne?' işte o an kaybediorum:P çocuk açıklıo falan. sonrasında ısrar ısrar, kimsin kimsin. ben sölemiorum, inatçıyım ya. hayır salakmışım resmen, aklımdaki neydi acaba?! böle gerzek gerzek yazıp sonra 'cee-eee! ben geldiim!' mi dicektim:) hayret bişi ya, yanlış taktikler.. ay hernese, bi türlü sadede gelemedim. nese ben sölemeyince mesajlaşmalar kesildi. sonra salak bi tel sapığı musallat oldu bana. ama 6ay arayla falan arıo.. çemkiriorum, kapatıorum falan.. amaaan, en son çıldırttı beni, dinden imandan girdim,nerden aldın numaramı falan.. aa bi öğrendim ki bebe vermiş, gerizekalı! hayır efendice etkilendiğimi sölemişim, kim oldugumu sölemedim die gidip elin sapığına mı verceksin numaramı?! nese olay ölece kapandı.

aradaaaan yıllar geçti..
feysbuk icat oldu! hayyy, icat edenden Allah razı olsun mu deseeeem, Allah top etsin mi deseeeem.. karışık duygular içindeyim. feyse ilk girdiğimde bi kaç ay sonra aklıma bi anda gelmişti.. 'aa var mıdır o da acaba?' formatında. fiks hareketler bunlar. nese adını soyadını yazdım falan yok..

taa ki bugüne kadar..
ortak bi arkadaşımızın sayfasına bi girdim, o!!
ama şoklardayım yani!!
o benim  beğendiğim jhonny-leo karması tip gitmiş, bööle nasıl desem.. ay tam tabiri bulamıorum, genel yazılan şekilleriyle d yazmak istemiorum ama.. hah! tamam, tam böle kılkuyruk bi tip olmuş.. saçlarını uzatmış küt formatında, ama yağlı bi formatta, ondan sora bi bıyık, ama dinci bıyığı die tabir edilen bıyıklardan, gözünde bi gözlük, üstünde turuncu çizgiler içeren, kısa kollu olması gereken ama dirseklerine kadar inen bosssbolll kronun önde gideni iğrenç bi gömlek! Allah'ım şok geçirdim şok!!

sen o pis ve iğrenç d olsa kendine has karizması olan çocuk gitsiiin, yerine böle bişi gelsin.. of yani nası bişi olmuş anlatamıorum şuan ya..
yılların aşkı.. aşk demeyelim de.. hayranlığı.. genç kızlık yıllarımın rüyası..
keşke feysbuka hiç üye olmasaydın be gözüm! (gözüm lafından da nefret ederim ha! ama tam ona uygun bi kelime oldu!) hatta keşke hiç feysbuk die bi site olmasaydı! internet icat edilmeseydi lan!! tiskindim, yeminle! ama kendimden tiskindim!!! hayır ben de çok matah bi formatta diilim şuan, çok güzel ne biliim süperim falan da diil. öle bi iddiam da yok, tutup ordan 'aaa Allah yaratmış, bi insana böle demek çok ayıp, iğrenç falan.. sen nesin sanki!!' formatında ayar vermeye çalışmayın! ben d bi halt olduğumu iddia etmiorum zaten.. ama o benim hayallerimin prensi.. ne biliim o 'yağuuuşuuukhhlu' gitmiiiş, yerine ne olarak adlandıracağımı bilemediğim biri gelmiş..

ee her şerde bi hayır vardır dedikleri doğruymuş sevgili okuyucu! vakti zamanında üzülmüştüm ama, saol Allah'ım.. teşekkür ederim.. şükrediyorum beni koruduğun için!

tamam. acımasız bi yazı oldu, ben d iğrenç bi insanım. acımasızım, gıcığım..
ama bi gör be sevgili okuyucu..
sen benim muratı bi gör!
tisssskinnndim, yeminleeen tiskinnndiiim heeaaa

PS: TDK fanları için özel büdüt.. 'tisssskindim' diil tiksindim.. ayrıca 'diil' diil 'değil'.. hadi dağılın!
adnan ötüken yolları görünüyor bünyeye an itibariyle..
uykuyu açmak için önce duş, sonra aynen MK. bugun masa başında konsantre olamıyorum, mümkünü yok!

hayır ders çalışcam derken MK'dan domuz gribi virüsü kapıp; domuz gribinden ölen 13. kişi olma ihtimali d var ya neyse.. ne kadar g.tten bi ölüm,

'CT. paranteziçerisinde25 ders çalışmak için gittiği Milli Kütüphaneden kaptığı domuz gribi virüsü nedeniyle geçtiğimiz perşembe günü hakkın rahmetine kavuştu. CT'nin tek amacının TUS'u kazanmak olduğunu belirten yaslı ailesi CT'nin vasiyeti üzerine mezar taşı yazısını kamuoyuyla paylaştı..

intörnlük bitti ve TUS geldi çattı
sınava girdi ve babayı aldı
gözünü bi kapadı mecburide açtı
sağlık hastanelerde ömrü karardı..'

intörn diilim gerçi ama, yine d uludağ ünili arkadaşların yapmış oldukları bu şarkının bu bölümü cuk oldu! devamını dinlemek isteyenler yutuba intörn yazsın izlesin..

hadi ben kaçtım!

Tuesday, November 03, 2009

kış, ben ve ıssız göt

Ankara şöle ki, kış geldi.. benim en sevdiğim mevsimdir kış.. kar yağar, hüzün, yollar bembeyaz olur.. örtü gibi, temiz gibi.. bütün kirlilikleri, günahları kapatır kış.. işte bu yüzden seviyorum kışı.. sopsoğuk sokaktan sıcacık evinize atarsınız kendinizi, bir çay demlersiniz sıcacık, camın önüne oturursunuz.. sokakta lapa lapa bazense tek tük kar yağar.. insanları izlersiniz. belki bir battaniye altından.. mümkünse sevgiliyle veya sevilen, yanında mutlu hissedilen bir dostla.. işte benim dünyamda huzur kelimesinin karşılığı budur..bugünlerde içimde tarifleyemediğim bi sıkıntı, bi tedirginlik var.. her an bişi olcak gibi, diken üstündeymişim gibi, dudağım uçukladı, yüzümde sivilceler.. bir sıkıntı var, ne olduğunu bilmediğim, her an tetikte beklediğim. bu histen nefret ediyorum!


fotoğraf kursu geneli itibariyle eğlenceli gidiyor, ama bazen orda da sıkılıorum. hoca ii bi adam. ben onu 32 yaşında falan sanmıştım ama 26 yaşındaymış. yakın zamanların güzel potlarından biri oldu bu da bnm için. ayrıca 'hangi bölümü bitirdiniz?' içerikli soruma da aldığım 'bitirmedim.. aslında açık öğretime girdim yeni' gibi bir cevap almamla ikinci potumun da vermiş olduğu salak surat ifadesini 'hmm, ben de sinema televizyon falan olmalı diye düşünmüştüm..' şeklinde göğsümde yumuşatıp indirdim. hayır, salak mıyım neyim, sana ne ne okuyorsa okuyor! sırf merak, merakım da öyle destekli falan da diil, sorup geçiyorum. öyle bişi. salakça. doktor olmanın verdiği bişi olabilir belki, biz sorarız, insanlar cevap verir. pat die, en özel sorulara ve yadırgamadan.. misal ;
-bugün büyük abdestini yaptın mı? ne renkti? (ayrıca abdest diyoruz sahiden! yurdum insanı böyle kullandığı için!)
- cinsel aktif misin? daha önce birlikte oldun mu biriyle?
vs vs.. soruları uzatmak mümkün.. biz bunları soruyoruz, sahiden teşhise gerekli olduğu için. insanlar da cevaplıyorlar.. bu sanırım her alanda her istediğini sorabileceğini sanma salaklığını getiriyor olabilir. ya da bu meslekten tamamen bağımsız benim kendi dangalaklığım da olabilir. bilmiorum. zaten son zamanlarda daha ziyade susmayı tercih ediorum ki yeni tanıştığım insanlar 'ne anormal!' demesinler. diceğim şey bu diildi aslında. her şeyden hemencecik sıkılan halim geri döndü.. insanlardan, mekanlardan.. hemencecik sıkılıveriyorum.. üni 1deki gibi oldum. lanet bi insandım o zaman. sıkıldığım bi masada en yakın arkadaslarım dahi olsa 'ben sıkıldım' diip kalkıp giderdim. dışarı, başka masaya, ya da olmadı tuvalete.. sonra sonra yonttular beni fakülte hocaları sağolsunlar! sıkılsam da durmak zorunda oldugum derslere olan tepkimi ağlayarak göstermişliğim vardır. kızlar hala dalga geçiolar benle.. hernese. foto kursundaki terimleri hemencecik unutuorum.. gerçi bi hafta içi insan bi açıp bakar di mi? ı-ıh. ben yazıorum bi kaç ufak not, sonra bi dahaki pazara kadar ölece kalıyor..


ders çalışma saatlerini artırdım. daha ii gidiyor diyebilirim. içimdeki şu salak ne oldugu belirsiz huzursuzluk hissini atabilseydim sanırım daha ii olacaktı.. dolayısıyla.. gelecek olanlar; benden uzak durun. sahiden.. şimdilerde tek ihtiyacım olan şey huzur. başka bişi istemiorum.. huzur. uzak durun benden, tırnaklarınızı sokmayın derime..

PS: kırmızıdikişlihırkamyokzatenbunadaluzumyok'un bloguna yazdıgım bi yorumu buraya da eklemeden geçemicem. geçen show tvde 'ıssız adam' vardı yine.. hay sokıım dedim ya! bunu dedim sahiden! techizat olarak mümkün değil ama yürekten söledim, doldura doldura içini.. hernese.. yazdıgım yorum aynen şöle

'ben bu herife 'ıssız göt' diyorum..hayır böyleler yeterince mevcut zaten etrafta.. bi de böle bi film yapıp, aslında sadece 'göt' bi insan olma, yavşak olma durumunu 'ıssız adaaaam' formatında boyayıp, badanalayıp insanların gözüne sokmanın ne anlamı var ki? bu filmden sonra piyasada 'ben ıssızım argıdeş!' ayağına hatunları götürüp sonra aramayan, 'ıssızım ben.. çok ıssızım. sorun sende diil' diip sevgililerinden ayrılan göt sayısı artmadıysa cümle alem yüzüme tükürsün!!
sinirlendim laan!'

yoruma ek yapmadan geçemicem.. sahiden.. ıssızlık, efendim yalnız olma, ilişki yürütememe durumu falan.. amaan, çok bayat be yavrum.. ne derler adama, ahanda bunu derler; 'Biliyorum hiç kimse yok.. Olmayacak.. Başkalarının çocuklarını, hayatlarını, bedenlerini ödünç alacaksın geri vermek üzere.. Ve hep ıssız kalacaksın!'

ha buarada.. yok böle bişi. onu da söliim yani. siz k.çınızı yırtarsınız aşk, sevgi, ne biliim ben başarabilirim falan. ı-ıh olmaz. ama o filmdeki gibi d kimse ıssız falan kalmaz. yalan o. o gösterilen idealize formatıdır. alperin aslında 'göt olmadığını' gösterme çabasıdır. bu tip adamlar sonrasında gider, karşılarına çıkan biriyle evlenir, çoluğa çocuğa karışırlar.. kendim yaşamışım, biliormuşum gibi yazdım ha:) yok öle bişi. ama durum budur. ve tüm o 'ben yalnızlığa alışığım.. yalnızlık benim eski sevgilim bla bla bla' ayakları aslında götlüktür, başka da bişi diildir. hayır '3sene sonra filmdeki gibi adamla karşılaşırım, ben hakanla evlenmişimdir o da yalnzıdır kapak olur herife' diyorsanız.. alnınızı karışlarım! yok öle bişi. 3 yıl sonra karşılaştığınızda sizin ıssızın yanında taş gibi bi hatun, kucağında güzeş bi kız çocuğu olursa, siz de hala yalnız malak malak onu düşüo olursanız ona şaşırmam işte.. kadın milletinin -ne yazık ki-doğası budur.. acıma, yardım etme ve sadık olma isteği..

lan! keşke erkek doğsaydım!

Saturday, October 31, 2009

'hayatta hata oldugunu gercekten bildigini sandigin ama aslinda hata olup olmadigini gercekten bilmedigin belli seyler vardir. cunku bunun hata oldugunu bilebilmen icin o hatayi yapman ve "hataymis gercekten" diyebilmen gerekir. asil hata o hatayi yapmamak olur, cunku hayatin boyunca bunun gercekten bir hata olup olmadigini bilemezsin.' *





*how I met your mother
25.09.2008
30.10.2009
kahramanların hepsi yıllık izne ayrılmış. ellerim soğuk ve bağlı önümde.. artık beklemiyorum...

Friday, October 30, 2009

bişey var sende?!

asıl enteresan olanı bu kadar geç fark etmiş olmam mıydı yoksa bunu bana çok anormal zamanlarda fark ettiriyor olmaları mıydı anlayamadım tam. aslında bi kaç diyalog..

-bıdı bıdı bıdı bıdı
-mutlusun sen ya
-mutluyum tabi, olmıım mı?:)
-niye ki? yeni bi sevgili falan mı yaptın kendine?
-ne alaka ya?
-ne biliim sen yalnızken bu kadar neşeli olmazdın hiç.
-?! ne alaka..
-e öyleydi kaç yıldır.
-ya saçmalama, o aşıkken olur. ben 2 kere aşık oldum, seni d sonuncu esnasında tanıdım. tamam, o dönemi öyle geçirmiş olabilirim d, benim orjinalim bu ki! yani ben orjinalinde böyle bi kızım. Allah Allaaah..

gıcık oldum. kızdım. ne alaka dedim önce. sonra 'amaaan' dedim, salladım. ta ki ikinci bir kişiyle ikinci bi diyalog gelene kadar.

-bugünlerde bi güzellik geldi sana, gözlerin parlıo sanki
-hmm eet, mutluyum çünkü
-hayırdır? noldu? barıştınız mı yoksa?
-ya yok! ne alaka! Allah Allaah.. mutlu olamaz mıyım, olmıım mı? kafam rahat, keyfim yerinde nie mutlu olmıım ki töbe töbeee..

buna biraz daha az kızdım. ama yine d çokça gıcık oldum. ne alaka dedim?! aslında alaka açıktı, geçiştirdim.
üçücü diyalog gelinceye kadar.
-sende bi haller var
-nası yani, ne hali ya (kıkırdar)
-var var, belli. dökül hadi, noldu? kesin bişey oldu, yeniden mi görüşmeye başladınız?
-haydaaa! ya yok, ne görüşmeye başlaması. yok öle bişey.
-emin misin?
-evet! nie ki ya?
-ne biliim, bişey var sende anlayamadım tam..

bu sefer kızmadım. yani kızdım ama bu sefer kendime kızdım. hayatıma yeni girenler d, eskiden olanlar da, yani bu son yaklaşık 2 senemi bilen ne kadar insan varsa hepsi inişi-çıkışı-aşkı-kavgayı-hayal kırıklığını.. yani yaşadığım ne varsa o kadar çok gördüler ki, o kadar yoğun ve dışa dönük bi şekilde yaşamışım ki her şeyi.. aha sonuç budur! şimdi uzak/yakın ne kadar insan varsa hepsi mutlu olma halimi 'ona' veya en kötü ihtimalle o diilse d 'başka birinin olmasına' bağlıyorlar! yani öyle bi hal almışım ki demek ki, geneli depresif, sadece onunla veya aşkla ilgili bişey olunca mutlu olan bi Canan. yahu normalde insanların canı sıkkınken derler 'noldu, bişey var, anlat?!' diye, ben mutluyken soruyor insanlar, enteresan değil mi bu! wala gülüyorum artık bu duruma.

nası bişey yaşamışım, nası bişey yansıtmışım, nası etkilenmişim ve neden herkes bunun bu kadar farkında? aha bu yüzden kızdım kendime. kimsenin hayatımı bu kadar etkilemesine izin vermeyeceğim gibi bundan sonra herkese d bu kadar açıkça her şeyimden bahsetmeyeceğim. hayır ben unutuyorum millet unutmuyor yahu!
töbe töbee.

Sunday, October 25, 2009

hayat acemisi

hissettiğim nası bişey, tam kelime karşılığı yok sanki. şey gibi sanki.. biraz fazla güneşte kalmış bir mor gibi.. biraz soluk sanki.. biraz unutkan sanki. aslında tam olarak şöyle bir şey.. hani ders çalışmayınca uzun süre, ders çalışmayı unutur insan.. masa başına oturamaz.. uzun süre not tutmazsa, yazmazsa kalemle, yeniden yazarken harfler daha bir acemi çıkar.. ya da önceden yaşadığı bir şehirden başka bir yerde uzun bir süre yaşarsa, sonra o eski şehire dönünde biraz kenarda kalır, hani sanki oraya ait değilmiş gibi.. hani sanki daha önce orda yaşamamış gibi.. aslında tam olarak yaşamamış gibi de değil. mekanlar tanıdık, sokaklar tanıdık, aslında major de bir değişiklik yok ama.. sanki daha soğuk gibi.. sanki eskisi gibi değil, eskisi kadar sıcak-canlı değil.. tam ait hissedemez kendini.. belki biraz öyle gibi. sanki daha önce hiç çalışmamış, hiç yazmamış, hiç o şehirde bulunmamış gibi. beynen daha önce bunları yaptığını bilse de öyle acemidir yeniden başlarken, öyle kenarından, ürkekçe ve yalpalayarak..


evet.. tam da bu belki.. öylesine unutmuşum ki kafamda başka şeyler olarak yaşamayı.. aslında bu da değil. yani tam anlamıyla öyle unutmuşum ki 'yaşamayı'.. şimdi yeniden yaşamak öyle garip.. yani beceriksiz gibiyim.. mutsuz uyanmamak mesela.. dengesizlik periyotlarının daha az olması ve stabilizasyon mesela.. ya da ne bileyim düşünmemek mesela.. ağlamamak.. kafanda başka şeylerin olması.. konu başlıklarının değişmesi.. sokaklara yeniden bakabilmek.. insanlara bakabilmek..


buldum! aslında tam cümle 'benden başka bir dünya olduğunu hatırlayabilmek'.. aslında hatırlamak da değil, sanki ilk defa keşfediyormuş gibi fark edebilmek.. evet.. hani hasta olunca insan burnu tıkanır da aldığı her nefesi ağzından almaya çalışır. öyle rahatsız hisseder, her nefes alışının 'bilincindedir'. ki bu yorucudur.. işte sanki burun tıkanıklığı açılmış da nefes alışını fark etmeden devam ettiren biri gibi.. dünya üstünden kalkmış ama boşlukta değil gibi sanki..


beceriksizmişim gibi sanki 'yaşama' konusunda, şimdi acemi gibiyim.. yeniden bir şeylere gerçekten gülebilmek, kalbinin bir elle sıkılıyormuşcasına sıkışma hissi olmadan yani kalbini hissetmeden günlük hayata devam etmek, sonra artık düşünmediğini bile düşünerek fark edebilmek.. ne bileyim. garip. sanki hiç yazı yazmamışım, sanki hiç ders çalışmamışım, sanki hiç bu şehirde bulunmamışım, sanki daha önce hiç mutlu, düşüncesiz ve aşksız yaşamamışım da ilk defa deniyormuşum gibi.. aklım biliyor, daha önce d yaptığımı ve bu 'beceriksizlik' veya 'acemilik' sürecinin d geçeceğini. ve hatta bir süre sonra bunu dahi fark etmeyeceğimi ve o yaşadığım şeyleri sanki ben yaşamamışım, sanki o kadar ben aşık olmamışım ya da acı çekmemişim gibi hissedeceğimi.. bu şey gibi, hani az önce tarif ettiğim, önceden ait olduğunuz ama şimdi yabancısı gibi hissettiğiniz şehirde bir süre sonra yeniden eskisi gibi hissedebilmek ve sanki ordan hiç ayrılmamış gibi, sanki bir önceki yerde hiç bulunmamış gibi hissedebilmek.. cümle karışık gibi oldu. somut örnekle van'dayken inanılmaz Ankara özlemi çeken Canan, Ankara'ya gelince yadırgar. sanki bildiği Ankara o Ankara değilmiş, sanki değişmiş ve kendisi yabancıymış gibi.. Ankara'da bir kaç ay geçiren Canan hafızasından Van'a dair tüm kötü şeyleri silmiştir şimdi. hani şimdi düşününce sanki orda hiç bulunmamış, sanki Van'da o sıkıntıları hiç yaşamamış, sanki orda olduğuma hiç lanet etmemişim gibi.. beynen bilsem de hissen yok. formatlanmış durumda.. işte hayatta da aynısı olacak, biliyorum.. bir süre daha acemi ya da beceriksiz olacağım.. bir süre daha en ufak bir kötü olaydan taa en başa, daha doğrusu en dibe saplanacağım.. ama zamanla dibe batışlarım azalacak, dipten çıkışlarım hızlanacak.. ve gerçekten hiç orda bulunmamış gibi olacağım.. biliyorum, çünkü 1 sefer daha aynı süreçten geçmiştim.


yeniden sadece kendim için yazabildiğim, sadece kendim için kelimelerle oynayabildiğim bugünün şerefine öyleyse!

Saturday, October 24, 2009

'dur!' noktası

herkesin bi 'dur!' noktası var. kimileri daha erken basıyor frene, kimi daime ayağı frende, kimininse frenleri patlamış, çarpana kadar duramıyor. ama çarpında duruyor. neticede öyle veya böyle, herkesin  bir bur noktası var.

ben dur noktasına geleli, ayağım adam akıllı frene basalı yaklaşık 1,5 ay oluyor. frene basıp kendi tozumu bir miktar dumana kattığımdan bir süre önümü göremedim. sonra biraz yağmur olup yağdım.. durdum. artık önümü görebiliyordum.. yağmur dinmişti. değil koşmak yürümüyordum bile! ama durmuştum işte. aynaya baktım sonra. uzun uzun aynaya baktım. artık yağmıyordum. ağlamıyordum artık. sanki bitmiş gibiydi gözyaşlarım.. ve kalbimde bir ağırlık yoktu. dünya kalkmıştı sanki üzerimden. öyle bir netlik. sonra aynaya baktım.. aynaya baktım uzun uzun.

gördüğümü tanıyamadım..
daha yaşlı, daha çirkin, bozuk bir cilt, dökülmüş/kesilmiş saçlar, alınmış kilolar.. bütün bunlardan çok en belirgini 'yorgun'du aynadaki gördüğüm. yıpranmış ve yorgun. koşarken öyle değişmiş, kendi ihtiyaçlarını, kendini öyle bir unutmuş ki 'kendi' diye bir şey kalmamış ortada.. hani öyle bir yorgun.. aynaya baktım uzun uzun.. gördüğümü tanıyamadım ben. kendine güvenen, dengesiz ama mutlu çocuk ruhlu kız o kadar gerilerde ki görünmüyor önündekilerden. en öndeki yaşlanmış, tozlu ve değişmiş.. ben olsam, o durduğum halimle tanışmak istemezdim. amaçsız, tozlu, kirli ve dağınık.. depresif ve kör. mutlu olmaktan aciz ve korunaksız.

herkesin bir dur noktası var hayatında..
benimki geçeli yeteri kadar oluyor. şimdi aynada gördüğümü kendime benzetmeye çalışıyorum.. doğruluyorum. yeniden kendine güvenen, zevzek, başarılı, dengesiz ama mutlu kız olmaya çalışıyorum. öze, özüme dönüyorum.. bazen tökezliyorum, bazen geçmiş yakamdan tutacak oluyor, bazen tek bir damla göz yaşı takılıyor kirpiklerime.. düşürüp devam ediyorum değiştirmeye.

ve bir kapıyı kapatmadan diğerini açmıyor zaman.. açmıyor ki insan kalmasın hayatın cereyanında. şimdi bir kapıyı kapattım, önümdeki yeni kapıya uzanıyorum.. ben aynada gördüğümü kendime benzetmeye çalışıyorum..

Wednesday, October 21, 2009

-are you saying you don't wanna be bros anymore?
-I'm saying I don't wanna be friends anymore..

Monday, October 19, 2009

hayat bana bişey anlatmaya çalışıyor galiba..