BU BLOGTAN KAYNAK BELİRTMEDEN COPY PASTE YAPAN GÖTTÜR!!!


Mehmet'in Nermin'in evinin önünde, sarhoş halde, karda ağladığı sahne var ya.. işte ben ona hala ağlıyorum lan!

Wednesday, November 25, 2009

ceviz teoremi

insanın 'ne' olduğunu şekillendiren yaşanmışlıkları. anıları, öğretilenler.. bunların toplamına bir ufacık darbeyle 'ben' dediğimiz şey meydana geliyor..

benim d böyle olmamın nedeni bu!
bütün her şeyden sonra, sanki bir daha hiç düzelemeyecekmiş gibi bu insanlara güvenim. kimseye güvenemiyorum. patolojik bir düzey aldı bu. hayatıma yeni kimseyi almak, kimseye ekstradan değer vermek istemiyorum. aklımdan geçen tek cümle şu; 'güvenme, canını yakarlar!'

bir balıkla bir filin kombinasyonundan ortaya ne çıkar? unutmaması gerekenleri unutan ve unutması gerekenleri unutamayan bir kız. kiminle diyalog kuracak olsam, ilk fırsatta, mesela ilk hatalarında çıkarmak istiyorum onları hayatımdan. gitsinler, girmesinler, nasıl olsa girerlerse, kıçları hayatımın bir yerinde, hatta o yer merkezi bile olsa yer ederse, nasıl olsa bu sefer onlar gitmek isteyecekler. hatta gidecekler. birine kıymet verip, onu hayatının merkezine, kendi yanına almak aptalca. ama asıl aptalca olan, ona daha çok kıymet verip o merkezden çıkıp, orayı sadece ona bırakmak.. kimse kimsenin her şeyi değil ya hani, kimse kimseye sahip, kimse kimseye ait diil ya hani.. işte aynı bu şekilde yerlerinden feragat edip giderler çünkü.. içini kimseye gösterme..

'ceviz teoremi' dediğim bişey var.
bu dışardan sert, içinde yumuşak olma durumu. bu tip insanlar etrafındakilerden 'kolay' vazgeçiyorlar. aslında kolay değil onlar için d, ama kendilerini incitmemek adına bir kabuk yapmışlar, sert bir kabuk. tıpkı ceviz gibi. ne zaman biri kabuğun içini görse, korkuyorlar. çünkü içi yumuşak.. çünkü içi yenebilir.. o yüzden onlar da kendilerini korumak adına ceviz kadar sert ve soğuk olabiliyorlar. insanların dişlerini kırabilecek kadar acımasız. aslında bu cevizlik durumu tamamen insanlara olan güveni yitirmekten.. bu teoremi ortaya attığımda 5. sınıfın yazıydı. şimdi üstünden 2 sene geçtikten sonra, en son olaydan sonra.. görüyorum ki artık ben d o cevizlerden biriyim. sert, kabuklu. vazgeçmekten korkmayan. çünkü kırılgan içi, çünkü içi yumuşak.. çünkü daha önce yaşadı aynı şeyi.. çünkü savunmasız olunca canını acıttılar. çünkü güvenini boşa çıkardılar..

herkes gider. bu aşikar!
herkes yalan söler.. bu da öyle!
ben ardıma dönüp bakınca, aklımdan geçen tek şey şu.. son güvendiğimde öyle bir hal aldım ki.. 'kendimi kaybettim'.. günlerin, zamanın, paranın, bazen kendimin bile hatta onun yanında değeri yoktu gözümde. yani öyle çok sevdim, öyle çok kendimden ödün verdim ki.. 'ben' diye bir şey kalmadı geride. bir kaç kırık, biraz çıkık, çokça skar.. o kadar. ruhsuz gibi, ıslak gibi, ölü gibi.. şimdi kendimi kaybettiğimi gördükçe çabalarım hep kendim için.. bencillik düzeyinde belki, ama kendim için. kendimi bulmak için, eski halime, hatta daha da iyisine dönmek için.. daha savunmalı, daha az acıtılabilir olmak için.. şimdi ne zaman yeni biri girecek olsa hayatıma aklımdan geçen.. 'kendimi kaybetmişim.. ötesi yok. o yüzden artık korkmuyorum kimseyi kaybetmekten. daha öte kaybedebileceğim bir şey/biri yok hayatımda'

o yüzden kimseye güvenmeyişlerim.
çabucak kalkıp gitmelerim
hemencecik vazgeçişlerim..
hepsi bu yüzden..

kimseye güvenme, çünkü canını acıtırlar..
ve ben d artık cevizlerin arasında bir cevizim.. taa ki kabuğum kırılana kadar..



Monday, November 23, 2009

Allah'ım, çok iğencim!
ama yazmadan duramıcam!!

''toxoplazma gundiii!''

ama ben buna gerçekten gülüyorum lan!
hatta şimdi bile koptum, anormal miyim neyim acaba?

Saturday, November 21, 2009

mutluluk

bazen elimi uzatsam tutuverecekmişim gibi.. bazen sanki göremeyeceğim kadar uzakta.. mutluluk..
zor mu? başımdan tutup kağıtmışım gibi bir ayaklarıma kadar yırtıp ikiye ayırsam kendimi mesela.. sadece mutlu olanı alsam yanıma 'ben' diye.. artık kandırmasam insanları.. ama en çok da kendimi.. bir gece uyusam ve silinse 'deneme-yanılma'ya dair her şey hafızamdan.. bir sefer de ben güvensem sonuna kadar.. bir sefer de hak etse güvenilen verdiğim değeri.. bir sefer sonuna kadar huzurla kapatsam gözlerimi.. mutluluk diyorum.. zor mu?

akşam yemeği faslı

Kanat gittmiş, ooh hatun mantıyla köri soslu tavuk yapmış!

oha dedim. 'Kanat çık aradan bu kızı ben alıım, zaten erkeklerden hayır yok, lez olcam ben!' dedim. demedim tabi :) kız baya baya hazırlanmış. bizimki tüp çikolata sever die tüp çikolata almalar, uzun uzadıya akşam yemekleri, ders aralarında kahve hazırlamalar falan.

konu bi ara kızın eski sevgilisinden açılmış. 4 sene falan çıkmışlar, sonra ayrılmışlar. 1 sene oluyormuş ayrılalı. çocuk hala okuomuş, tıpçıymış. (bu kızdaki tıpçı takıntısını da anlamadım, benim yeşil gözlü de doktor!) ay hernese.. bizimki sormuş 'görüşüyor musunuz hala?' diye. kız da 'ay yok canım. baya uzuuun zamandır görüşmüyoruz biz. hatta bilmiyorum yani şuan napıyor. en son 1. komiteye girmişti.' gibi bişey demiş! Kanat ayılmış tabi.. 'nası yani? ne zamandır görüşmüyorsunuz ki?' demiş.. kız da 'yani bilmiorum ne kadar zaman oldu, ama baya uzun oldu..' diye kıvırmaya çalışmış. bizimki d 'yahu ii de, bi komite en fazla 2 ay sürer, eylülde başlasa yeni dönem, ekim kasım. yani komitesi biteli 2 hafta maksimum olmuştur! nası oluyor uzun zamandır görüşmüyorsanız?!' demiş. kız da 'haa.. öyle mi. demek ki işte 2 haftadır falan görüşmüyormuşuz.. ' demiş!! oha ya! oha artık! kıza bak sen, bilmesek yicez yani! hayır bi de 'uzuuun zamandır görüşmüyoruz' diyince, insan ne biliim ayrıldıklarından beridir görüşmüyorlar falan sanıyor. en azından bi kaç ay olsun be kızım! 2 hafta! yuh artık! bildiğin bizimkini kandırmaya çalışmış! zilli nolcak!

ikinci bomba da şu; kızla bilgda fotolara bakarken klasörü bi açmışlar, bizimki bi d ne görsün!! benim yeşil gözlünün fotosu! ama öyle kendi çektiği falan değil, bildiğin çocuğun feysbuktaki profil fotosu! kıza bak ya, kesin gözüne kestirdi ikisini de, ikisinden birini ayarlıcak kendine! kız hiç bozuntuya vermemiş, bişey de dememiş, öyle başka şeylerden bahsetmişler. Kanat da sormamış zati, bu ne burda diye.. hayır tamam sevgili diil, bişi diil tabi soramaz da, insan ne biliim şakayla karışık sorsaydı bari! zaten belliydi, kız 2 haftada pek bi samimi olmuş, hemen çocuğu feysten eklemiş falan. kız milleti pek fena! wala lan!

sonra da bütün gece boyunca bizimkiyle ilgilenmiş. konuşmuşlar falan. kız acaip iimiş, Kanat 'saf bi kıza benziyor' diyor. wala bana bu baştaki iki örnekten hiç d safmış gibi gelmedi. hatta zillinin önde gideniymiş gibi geldi ama tabi kızı asıl gören o. ama yine d ben kız milletini hatta insanoğlunu az buçuk tanıdıysam kardeş, bu kızın bu ara kendine sevgili yapası var, doktor olsun istiyor, bi yandan da eski erkek arkadaşını da bırakamamış tam. yeşil gözlüyü ya da Kanat'ı ayarlıcak, hangisi olursa, onlar olmazsa da eski fonfonu hazırda dursun istiyor! bence budur, saf bi kız bu kadar yalanı ayak üstü aynı anda götüremez!  

velhasıl bütün gece ders çalışıp karşılıklı alttan alttan yazışmılar. hiç öle umduğumuz (!) gibi bişey olmamış. ama haftasonu buluşalım sinemaya gidelim die plan yapmış kız.bu haftasonu buluşuyorlarmış. bizimki kızın yaşı küçük olduğu için gerçekten saf oldugunu düşünüyor. hatta diyor ki 'ben bi ilişkiye başlarsam her anlamda tam bi ilişki isterim bu saatten sonra. bu kızın da yaşı küçük. yani her istediğimi bana veremez. verse bile yani bnm ona öle aşık olma gibi bi durumum yok, resmen kullanmış olcam bu durumda çıkıp bişeyler yaşarsam. hayır aşık oldum diyelim, bu sefer d yaşı çok küçük. daha birinci sınıfta, ciddi bişeye başlıcak olsan nolcak 4 sene mi beklicem.. yani iki türlü de olmaz bu kız. üzülsün istemiyorum, saf bi de kullanmak da istemiyorum. en iisi uzaklaşmak' dedi!! ben d şaşırdım kaldım yani! wala kız eğer gerçekten safsa Allah koruyor şuan, yok diilse bizim Kanat ii bi fırsatı kaçırıyor. hayır, neyi düşünüyorsun. bi tanı, zaten bi kaç güne kalmaz kendini belli eder. dediğin gibi bi kızsa, sen d o zaman uzaklaşırsın. yok diilse o zaman takıl gitsin. erkek mantığıyla yaklasıorum dırek ama yanı artık kızlar da böyle olmus. cinsellik algısı degısmıs insanlarda. kız da bunu istiyorsa, bıze b.k yemek duser nedır yanı!

amaan, öle işte. bugün buluşcaklar sanırım.
yine de ben az buçuk insanları tanıdıysam bu kız saf maf diil, bildiğin çakal.
bekleyip görcez..

Thursday, November 19, 2009

ava giden avlanır!

tövbe tövbeee..


kardeşim gençlik ne hale(!) gelmiş! wala şokum şokum şoklardayım..
kız saf, masum, efendim yaşı küçük 89lu falan derken.. kız çakal mı çıktı ne? şoklardayım.. gecenin bi yarılarına kadar mesajlaşmalar falan bizim Kanat'la. ama sürekli bi mesaj trafiği.. efendim Kanat arıor önceki gece, kız meşgule düşürüyor, müsait diilim, msj atar mısın die.. halbuki kız ailesi falan da yaşamıor, öğrenci evinde kalıor.. nedi yani müsait diilim mesaj at. bizimki mesaj atıor, hani mesaj atmak zor olur, o yüzden aradım fln die, kız 'kızlar var, ev kalabalık. şimdi seninle görüştüğümü bilsinler istemiorum yoksa onlar da gelmek isterler, biz d gelelim bize d ders anlatsın derler' yazmış.. saçmalıkta sınır tanımayan bi nokta yani!! Kanat inanmamış tabi, cevap yazmamış. hayır buna kim inanır?! aklıma ilk gelen kızın aynı anda bi kaç kişiyi idare ettiği oldu! mantiken yani. belki d o an yanında sevgilisi falan vardı, o yüzden açamadı! ayrıca adam sana yazıosa, kız arkadaşların bunu havada karada her türlü bilirler..'oo kızım çocuk arıo! aç aç!' modunda da gazlarlar üstelik. hiç bi kız yoktur ki adamın yazdığını arkadaşının da hoşlandığını bilip 'ben d gelicem sizle ders çalışmaya' diye bi kazmalık yapsın.. hey Allah'ım! lan tam bunları düşünürken dedim ki belki d sahiden kızın günahını alıorum. belki d gerçekten ne biliim sölemek istemedi arkadaşlarına.. ya da güzel bi kız arkadaşı var, o da zıplar gelirse Kanat da ona yazarsa die mi sakladı falan. tek ayak üstünde 40 senaryo yazdım. hayır, kızın yaşı gerçekten küçük. hernese aynı gece kız tekrar mesaj atmış, tekrar.. gece 4 gibi ikinci kez kurtarma mesajı atmış, gerçekten müsait diildim vırt zırt, uyudun mu modunda.  dün öğlen aramış, 'ya gerçekten müsait diildim' vırt zırt modunda konuşmuş. nese buralara kadar yine tolere edilebilir bi modda dinliyordum da hikayeyi, sonra çüş dedim..


kızın son bombası gelior; 'ya anneme senden bahsettim. bi arkadaşım var cafede buluşcaz bana ders çalıştırcak dedim. bizimkiler pek sevmiyorlar öle çok dışarı çıkmamı falan. sen bize gelsen olur mu, evde çalışsak?'
OHARAAAAAAAAAAA!!!
:) ya annede bi problem var, 'kızım cafelere gitmeyin, çok dışarı çıkmanı istemiorum. 2gündür tanıdığın elin adamını direk evine çağır sen!' diyor, ya da bu kız tam bi kuzu görünümlü kurt! ikinci ihtimal üzerinde duruyorum:P


bugun buluşuorlar. kız akşam sana ne pişiriyim falan olayına bile girmiş!! abbaauuw..
kız Kanat'ı her an yiyebilir! ya da kim kimi yer, nası bişey olur bilemiyorum. hakkaten d oturup ders çalışırlarsa da o da ayrı bi yazı konusu olur yahu! cık cık cık..
aslında en zoru kendine birşey yokmuş gibi davranmak.. bu kocaman sahtekarlığı, bu akıl almaz iki yüzlülüğü nasıl sürdürüyorum bilmiyorum..

Wednesday, November 18, 2009

arkadaşa kız ayarlama

tam da tahmin ettiğim gibi aynı günün akşamında kız mesaj atmış, yarın buluşuyorlar. artık gerisi bizim centilmene kalmış, di mi! benden bu kadar yani!
teE Allaım Yarebbim, şu yeteneklerimi (!) bi d kendim için mi kullansam ne yapsam acaba?

PS:bu arada bu benim arkadaşa da bi kod isim koyayım bari, anlatırken zorluk çekmemek adına, 'Kanat' olsun adı.. bakalım neler olacak.. arkası yarın oldu lan resmen!

PS2: bi önceki yazıda bahsettiğim yeşil gözlü zaatın adını öğrenmiş bulunuyorum.. ama en önemli bilgi yok henüz elimde bebişim.. sevgilisi var mıdır, evli midir, bekar mıdır, aşık mıdır, nedir yahu! kararsız kaldım, araştırsam mııııı, yoksa ucunu bıraksam mı :/

Monday, November 16, 2009

kadınlar ne ister?

bu klasik, klışe başlığı bi gün atacağımı tahmin etmezdim ama işte karşınızda! kadınlar ne ister?!


insan yaşarken, yani kendisi oyunun içindeyken pek fark edemiyor da, dışardan bakınca hani, her şey kabak gibi ortada! bu belki biraz çakallık, sonra ne biliim yavşaklık falan ama. kadın milletini parmağında oynatmak, hatta sadece kadınları değil erkekleri d parmağında oynatmak basit.. sadece biraz durabilmek lazım. sabır, bi d iyi gözlem.. aslında gözleme d çok gerek yok, geneli çözdükten sonra bi kaç istisna için üzerinde ufak tefek oynamalar yapmak yeterli.


bi arkadaşım var. ona bi kız ayarlıoruz şimdi. ayarlıoruz dediğim, bildiğin ben ayarlıorum aslında.. bunu düşündükçe kendimi d tiksinç hissediyorum ama olay öyle net ve basit ki.. ve kurallar öyle ortada, sıradaki hamle öyle belli ki.. oynamamak içten bile değil. son zamanlarda bu arkadaşla fazlaca takıldığımdan, ve ona ara ara bazı konularda tavsiyede bulunduğumdan kendime dair acaip çıkarımlar yaptım. ben aslında evet, oynayabiliyorum. yani içimde beni durdurcak bi mekanizma olmasa, hani ne biliim bigün gerçekten sinirlensem falan birine, azıcık da sabırlı olabilsem.. çok fena şeyler yapabilirim. aslında erkekler bunu genelde yapıyorlar. hani o çapkın ve çekici gelen erkek modeli özünde kızları çözmüş olan erkek modeli.. ki konu da tam burda başlığa geliyor:


biz şimdi arkadaşla adım adım yaklaşıoruz kıza. aslında bizimki yaklaşıyor ama ben hep ardındayım. bi sonraki basamakta napcağını sölüorum az buçuk. o önce 'ya yok, öle garip olur' diyor önce. 'ya sen bi yap, dinle beni.. bak sonra o kesin böle yapcak, eminim!' diyorum. bi iki mırın kırın edio, 'dinle sen beni!' formatında çemkirince dinliyor. kız da sağolsun beni bi kere yanıltmadı. aynen yapcagını tahmin ettiğim şekilde ilerliyor olay. hele bu gece için çok gıcık bişey yaptırdım çocuğa. ilgili güzel bi mesaj, sonu ii geceler modunda kestiren.. ' attıktan sonra cevabını beklemeden telefonu kapatıp yatcaksın'dedim. nası yani, ya çok ayıp, olmaz öle dedi falan. ' sen bi dur. beni dinle. dediğimi yap. yarın da aramıcaksın hiç. beklesin biraz. o mesaj atana kadar bekliceksin'dedim. çocuk şaşırdı falan. ama asıl ben kendime şaşırdım. yani hayatımda hiç bi ilişkimde asla 'taktik' yapmadım, sevmem d öle sahte şeyleri.. ama şunu fark ettim, gerçekten üzülmemek istiosan ya da ne biliim istediğini almak istiosan gerektiğinde taktik yapcaksın. hak edene yapcaksın. etmeyene d yapcaksın aslında. ii olmıcaksın fazla. 25 yıllık ahir ömrümde kendim d çok net gördüm ki SSSS (4S yani) olayı yüzde bin gerçektir. bi görünüp bi kaybolcaksın ki hatunun kafayı karıştırcaksın.. tam senin ilgine alışmışken 2-3 gün aramıcaksın. kız kendini yicek bu arada.. bi görünüp bi kaybolma taktiği aslında erkeklerin klasik taktiği.. kız safsa, bi d major bi salaklık yapmadıysa henüz.. bu taktiği uygulayan adam da yüzüne bakılmaz ucubenin teki değilse bu taktik her daim işe yarar! yaramıştır, yarayacaktır! ha ufak bi not tabi, bu taktik kızın üzerinde daha önce başkası tarafından denendiyse işe yaramayabilir.. benim gibi güven problemi yaşayan kızlar böle birini gördüğünde 'kaç kaç kaç' moduna da girebilir. zaten öle kızları da sallayın, size onlardan hayır gelmez. güvensiz ve dengesiz olurlar. ha buarada açık açık taktik yazıorum size, gidip şerefsizlik için kullanmayın, kızı beğendiniz, çıkçaksınız falan ne biliim. öle bi niyetiniz varsa yapın. aksi taktirde g.tlükten öteye gitmez. gerçi öle bi adamsanız zaten bu yazıyı okumadan da bu taktikleri biliosunuzdur! ama olsun. eşeğin aklına karpuz kabuğu sokmak gibi olmasın. benim çabam sadece ii huylu, düzgün, biraz çekinen ve birinden etkilenenler için. yoksa öbür ekip, Sie!


nese. bakalım. bu hafta içi buluşcaklarmış. benim öğrencide d potansiyel varmış ama, aferin yani. en azından çabuk öğreniyor, çabalıyor, ne biliim doğaçlama bişiler d yapabiliyor. çıksınlar yahu, mesut olsunlar. ben beceremiorum gençler becersin.


son bişi daha. bi çocuk gördüm, hani bi seferde acaip bişi oldu bende. pek bi etkilendim. ama sadece 1 kere gördüm ve bi daha görme ihtimalim acaip az. nerde olduğunu biliorum yani istesem görebilirim yine ama.bu kader olayına da hastayım, madem çocuk iidi, ne biliim karşıma çıkçaktı falan.. keşke bi kaç kere daha görceğim bi formatta olsaydı.. aah, ah. aşık olabiliriteye 10adım kala, bi daha görmeyeceğim bi adamdan şuraya yazcak kadar etkilendiğim için kendime d ayrıca bi bravo.. ama yeşil göz d güzel be sevgili okuyucu.. yapcak bişey yok..


gelişmelerle ilerleyen günlerde karşınızda olucam (burda da bi gizem, bi okuyucuyu elinde tutma çabası.. gelişme olmazsa başka bi konuya geçer burayı unuttururum. öle bi insanım)
beni takip edin!

Sunday, November 15, 2009

foto kursu - kale

bugün foto kursunun 5. ve son günüydü. 5 haftadır her pazar yaklasık 5 saat dinledim. çok hoşuma gitti. bugün FSA'nın klasik foto çekim yeri olan Ankara kalesine gittik. çekim yapmaya. 25 yaşındayım, Ankara'da doğdum büyüdüm, buna rağmen ilk defa kaleye gittim! yani samanpazarına falan gitmiştik annemle ama kaleye ilk kez gittim.. sonra foto çekmeye başladım.. 'an'ı gördüğüne en yakın şekliyle 'dondurmak' gibi.. aslında belki d bu yüzden seviyorumdur poz vermeyi, foto çekmeyi. kızlar çok dalga geçiolardı benimle vakt-i zamanında ama bi sürü fotoğrafımız var, özledikçe bakıyoruz şimdilerde. ve artık çok daha zor bir araya geldiğimiz için her seferinde elimizden geldiğince foto çekiyoruz.

hernese. ben filmli bir makineyle çektim. uzun zaman sonra bir ilk! çekiosun ama ne çektiğini görmüosun. gizemli bi havası var dicem komik olcak biliyorum ama var. aslında bu digital foto makineleri çıktığından beri mertlik bozulmuş, bugün fark ettim. tabi yine de digital çok daha kolay. hemen bakığ beğenmediğini silebilme, sonra photoshopla değiştirebilme imkanın var. ben karanlık oda olayına giremeyeceğimden, bilmediğimden haliyle fotoğrafçıya vereceğim ve o tab etcek. yani benim etkim sıfır düzeyinde. sadece o an gördüğüm kadar. acaip abuk fotolar çektim.. klasik şeyleri çekmek istemedim. yani eminim, orda bi minare var, her gelen onun fotosunu çekmiştir yani. öğğh artık, çok bayık! ben d gittim, herkesinkiyle aynı olmasın, farklı olsun diye nerde abidik gubidik şey var onu çektim.. bi iğde ağacı vardı mesela kalenin içinde, gittim onu çektim. iğdeler d üstündeydi. bu mevsim iğde mevsimi değil aslında, di mi? baharda olması lazım.. ben bayılırım iğde kokusuna.. keşke kokunun fotoğrafını çekebilseydik. o zaman çok daha güzel olabilirdi benim için.. her neyse.. sonra kapıları çektim.. daha doğrusu kapı kilitlerini.. tutacaklarını.. çeşit çeşit.. hep hayal ettim, oralardan kimle tuttu, bu kapı nereye açılıyor.. içeride kimler neler yaşadı.. gerçekten farklı bi his.. yani biz 'duvar' modunda yanında geçip gidiyoruz ama aslında ordakiler eski evler.. içlerini çok merak ettim. zaten küçüklükten beri nerde kapısı kilitli eski bi ev, hele böyle konak formatında ev olsun hep içini merak ederim.. duvalarının dokusunu, badasını, kokusunu.. küflü gibi hani.. sonra tozlu.. bir önceki kişilerden kalan ufak eşyalar ve anılar.. ne biliim, onları düşündüm işte. çatıları çektim bir d. evlerin sadece çatılarını. minareyi çekmeye çalışan fotoğrafçıların aldığı abuk halleri çektim bir d, gerçi bu farklı bişey değil. fotoğraf çekmeye çalışan fotoğrafçı fotosu da gayet klasik.. sonra çekerken çekerken şunu fark ettim, ben teleyi sevdim. ya da macro diyeyim.. yani kocaman bi objedeki detayı çekeceğin fotolar.. mesela kapı tutacağının deseni.. ya da sadece kilit bölümünün şekli.. duvardaki yarıktan çıkan yosunlar, ya da bir kolyenin üstündeki desen.. dibine kadar girip, renkleri çıkacak şekilde çekmeyi sevdim.. tam macro olmuo gerçi, onun için özel objektifler varmış falan, baya da pahalıymış ama.. denedim işte.. ayrıca kendimle ilgili bir şey daha keşfettim.. ben öyle uzak manzara fotoğrafı çekmeyi sevmedim pek.. geniş açı denilen olayı sevmedim yani.. daha ziyade önde bir obje olsun, onda bir detay.. gerisi geride kalsın, benim gördüğüm detayı görsün foto da. onu sevdim. onu denedim ama beceremedim kuvvetle muhtemel. çünkü çekimin en başlarında enstantene olayına hiç dikkat etmemişim. normalde makineyi sabitleyip çekmen gereken hızdaki fotoları bile elde çekmişim, titremiş çıkacak. sonra ışık yetersizdi, karanlık olacak. bir sürü kötü foto olacak yani. ama yine d merak ettim. yeni bişey öğrenen bi çocuk heyecanı vardı bugün üstümde.. bu hissi hatırlamayı sevdim.

nese. velhasıl. yapıcak farklı eğlenceli bi şey düşünen varsa.. gerçi farklı da değil artık pek çok kişi ilgilenio fotoyla, kurslar falan da var ama. ne biliim böle hiç ilgi alanınız diilse. okuduğunuz bölümle uzaktan yakından alakası yoksa falan mesela. denenebilir, gerçekten farklı ve güzel. insan kendi bildiği şeylerle tamamen alakasız şeyler duyunca mutlu oluyor. ya da ben gerizekalıyım, acaip hoşuma gitti orda ayrı bi dünya olması.. deniz gibi tıpkı. hani bizim gördümüz ve bildiğimiz karadan farklı bi dünya  ya su altı.. fotoğrafçıların dünyası da tamamen kendilerine ait bi yer. ben başını uzattım, minnacık bi kısmını gördüm. acaip teknik ve emek isteyen şeyleri varmış, uğraştırıcıymış yani.. güzelmiş ama, çok güzelmiş.. sevdim.. Sarp'tı bizim hocamız. kolay anlaşılır bi dille, rahat anlatan biri. istediğini git sor, güzel güzel her seferinde yılmadan açıklamaya çalışıyor falan. hoş yani. bi de Feridun var, o da nevi şahsına münhasır bi kişilik. böle yüzünde yaramaz bi çocuk gülümsemesi var sanki, ama o gülümsemeyi ciddi bi suratın altına gizlemeye çalışıyor gibi. enteresan, farklı bi yüzü var. yani foto çekilcek diil d, hani çok ii resim yapan ressamlarca çizilcek gibi. ya da ben abarttım belki bilemiyorum. yine d ilk gördüğümden beri o tutuk, sonra hemen akan, sonra yine tutuk, her an dudak altından gülüvericekmiş gibi ama ciddi suratını sevdim, dikkatimi çekti.

netice itibariyle Ankara'da olup fotoğraf olayına girsem mi, nası olur diye düşünen varsa.. kursa gitsem mi neresi iidir diyen varsa.. FSA'yı tavsiye ederim. ha başka kursların durumu nedir, öle bi bilgim d yok ama. hocaları, ortamı ve eğitimiyle geneli itibariyle bence çok iidi.

evet. böle ciddi bi anlatayım formatında yazınca da mümkün değil yazının formatını bağlayamıyorum. alışık değilim ya, ya zevzek olacak ya depresif. normal olunca ı ıh, bitmiyor sonu.. bu seferlik böle oluversin!

sen kimseyi sevemezsin




Saturday, November 14, 2009

bazen öyle çok yorulursun ki.. çözemediğin sorunların, rengi solmuş mavi bir duvar olur düşer önüne.. senin gözyaşlarınla ıslattığın yastık çoktan başkalarının şehvet terleriyle ıslanmıştır.. haksızlığa uğradığını hissedersin.. bağırmak istersin avazın çıktığı kadar. ağzını açarsın, sesin çıkmaz.. tek bir cümle bile dökülmez dudaklarından.. içi boş bir kukla gibisindir, rutinlere ayak uyduran.. artık hiçbir his yoktur algıladığın.. kendine sorduğun soruların önemi yoktur ve cevapların da.. ve bazen öylesine çok savaşırsın ki kendinle.. en kötüsü d yenik çıkmak o savaşlardan.. değişim sillesi altında ezilen masum yüreğinden kalan kırıntıları itinayla toplarsın avuçlarına.. ceplerine doldurur karmaşasına atarsın kendini günlük hayatın.. en acısı hissedememek mi yoksa artık yaşayamamak mı olduğunu kestiremeden.. bir melodi okşar kulağını, bir kaç damla düşer yere.. sonra kaldırır başını, elinin tersiyle silersin gözyaşlarını.. çünkü hissiz ve taşsındır artık.. artık aldığın format budur çünkü.. inanmayan, istemeyen, güvenmeyen ve sevmeyen.. acı da olsa aşkı hissetmek isteyen senden geriye nefret dahi etmeyen, çünkü nefreti bile hissedemeyen bir sen kalır.. her yeni güne uyanır, hemen ardından bilmemek için direttikçe sen, aklına kazınan ve artık bildiğinin dahi farkında olmadan bildiğin şeyleri de alır düşersin sokaklara.. sen artık, kimseye güvenmeyen, kimseye inanmayan, kimseyi istemeyen bir sensindir.. hani çıkıp gelse, ben geldim dese giden; ya da hani çıkıp gelse yıllardır beklenen.. artık onların gelişinin bile bir önemi kalmaz. istemezsin.. kırıksındır.. ve bazen öyle çok nefret edersin ki kendinden.. artık baktığında aynaya seni karşılayan gözler 'sana' bakmaz.. saçlarını tarar, makyajını bulayıp suratına devam edersin hayata..

Friday, November 13, 2009

siyah saçlı kadınlardı.. siyah ve uzun saçlı.. buğday tenli. güzel gülüşlü kadınlar..

kütüphane insanı Vol1 - 'kaptırık'

KAPTIRIK

öncelikle bu grupla başlamak istedim. çünkü kütüphanelerin asıl barındırması gereken grup bunlar..
bu kişiler kütüphaneye gerçekten d ders çalışmak için gelirler! ('başka ne için geleceeeeiğiiiillerdi?' deme!! ağzını burnunu kırarım!) nese efendim bu ekip sahiden d ders çalışma azmiyle yanıp tutuşurlar. bunları bi kaç metre öteden tanımak mümkündür. yaklaşık 37,5 derecelik açıyla masaya doğru eğilip, masayla bütünleşen tipler görüyorsanız bunlar onlardır!! konsantredirler, genellikle önlerinde bi kaç büyük hatta kocaman kitap durur. arada ondan ona, ondan ona hışır hışır hışır geçer, sonra bi hışım kalemlerini alıp patır patır bişeyler yazarlar.. genelde gözlüklüdürler ve paçoz giyimlidirler. paçozdurlar zira dedik ya, gerçekten ders çalışmaya gelirler.. bu grubun büyük çoğunluğunu bilidiği gibi tıpçılar oluşturur. hele TUS'a yakın dönemlerde pijama formatında eşortman ve üstlerinde paçoz ötesi bi bluzle saçları tepeden alalade toplanmış, alnında sivilceler patlamış ve yürüyüşüyle eşşek tepmişi andıran insanlar var ya.. işte onlar kaptırıklardır! dünya durmuştur, sadece o masa.. ve bir d önlerindeki kitaplar vardır..


(burayı yankılanan bi sesle, durarak ve 'ezel' dizisinde dış seslendirmeyi yapan Kurtiz edasında okucaksın sevgili okuyucu!)


dersin ne kadarına dayanabilirsin oğul?!!!

To Be Continued..

şöfeeer şöfeeerr

karnım ağrıdı eve döndüm..
bi kaç gündür gündüzleri milli kütüphane adnan ötükende yaşıyorum, biliyorsunuz. (nerden bilceksiniz lan?!) ya her nese. domuz gribi, kuş gribi. bi bok olmadı, hala bi yerden bişey kapabilmiş değilim. bi hasta olup şööle ağzımın tadıyla yatamıorum.. hayır dudaklarım uçukluo mütemadiyen, sonra alnımda falan sivilceler. ucube oluyorum ama ı-ıh. yatacağım bir durum yok. hurra zabahın kör vakti kalk, adnanötükene git. b.k var! var sahiden d.. acaip eğlenceli, tabi bakmasını bilirsen.. anlatıcam bi ara.

hernese gün geçtikçe trafikte iğrenç bi insan halini almaya başladım. acaip sinirleniyorum çünkü inanılmaz çok gerizekalı var. bak, acemi demiyorum. acemi her şeyi yapabilir, anlarsın zaten gidişinden d.. gerizekalı.. aha işte ona tahammülüm yok! dün sabah ablamı GATA'ya bırakırken önümde reprep oldugunu tahmin ettiğim bi araç.. tın tın, ama iki şeriti ortalamış.. nese efendice arkasından seyrettim, köprü altı gibi bi yerden geçtik.. sonra devam edioruz, baktım hafif sola yöneldim şunu geçiim die, bu da bnm önümde sola doğru seyirtti.. nese bu sefer baktım, zaten sağa döncez nese dedim sağa geçiim, ordan da dönerim. aa baktım bu sefer d işaretsiz nesiz malak malak önümde sağa kırıyor.. geldiğimi göre göre.. ben d kornaya abandım!! ve bunu geçtim.. aa, yüzsüz bi d haklıymıs gibi o da arkadan kornaya basıor, sonra gaza geldi bastı bastı tam yanımızdan kafasını tavuk gibi uzatıp el kol yapıor.. öküz, bildiğin öküz.. in ağzını burnunu kır.. ya ben nie erkek diilim ya, hakkaten nie erkek diilim!! gerizekalılar.. ben d sövdüm tabi, aptal adam. sonra biz GATA'ya girdik o da gitti.. akşam oldu, dönüorum bu sefer tam köprünün üstündeyim eşşek kadar bi halk otobüsü üstüme üstüme son sürat geliyor, ama öle bişey ki.. acaip hızlı gidior. bahsettiğim yer şu ulustan dışkapıya doğru gelirken bi köprü var hani, mesa hastanesine gelmeden. bilen bilir, zaten bazı mal otobüsçüler orda aşırı hızlanır, zort diye yokuşu iner, pat diye durağa kırıverir.. hayır tam karşısındaki yerde benzer durum söz konusu, kaç defa duramayıp durağa girdi otobüs! kaç defa belediye o durağı değiştirdi bilmiyorum yani.. ya hernese, öle bi kırdı ve ben d öle bi kırdım ki 'eşeeduenlaaa' modunda köprünün üstünden aynen aşağı uçuveriyordum.. son anda kurtardım.. hayır doğru düzgün bi şeyde ölsem içim yanmıcak.. şuna bak..

nese velhasıl trafik yönünde sıkıntılıyım. nefret ediorum. ilerde çok param olursa kendime özel şöfor tutcam.

Tuesday, November 10, 2009

blogum 120 izleyiciye ulaşmış..
efendim herkes 100'e ulaşınca hediye veriyormus.
ayrıca zaten benım blogum 3 yılını doldurdu! tü tü tüüüüww meeaaiişallah diorum! nazar değmesin!

nese, bugunlerde düşünüorum. bi hediye vercem sizlerden birine sanırım.
yılbaşına denk getirip bi taşla iki kuş şeysine d getirebilirim, bana belli olmaz:) önce hediyeyi belirlemem lazım ama. öle bişi olmalı ki hepinizin hoşuna gitmeli, ilginizi çekmeli ve işinize yaramalı..

'sizce ne olsun, anket yapıorum! ' gibi gerzekçe bi söylemde bulunursam 'yat, kat, araba, ipod' falan gibi zottirik cevaplar geleceğini tahmin ediorum, hiç bulaşmıorum öle şeylere:) en azından o kadar kafam çalışıor:)
çekiliş yapıcam, bi yazı yazcam ona yorum bırakanlar arasında yapmıs oldugum çekilişle kazananı belirlicem. walla da billa da torpil veyahut çakallık yapmıcam! :) ama dediğim gibi önce hediyeyi belirlemek lazım.
tusdatanın denemesi var ayın 19unda yanılmıorsam. o zamana kadar ders calısıor olcam, bununla ugrasamam yanı. ama o gunden sonra benı takıp edın anacım!